
İklim değişiklikleri ve yanlış arazi kullanımı nedeniyle, arazilerin bozulumu her zamankinden daha hızlı gerçekleşmektedir. Dünya yüzeyinin üçte biri veya bir başka deyişle 4 milyar hektarı aşkın arazi çölleşme tehdidi altındadır.
Çölleşme küresel bir sorundur. Dünya yüzeyinde her yıl 6 milyon hektar alan çölleşmekte, yaklaşık 750-800 milyon kişi çöl ve çöl benzeri yerlerde açlık sınırında yaşamaktadır. Oysa BM Çevre Programı UNEP’e göre; küresel düzeyde, çölleşmeden doğrudan etkilenen bölgelerde yıllık gelir kaybı 42 milyar dolarken, çölleşme ile mücadelenin yıllık bedeli sadece 2,4 milyar dolardır.”
Birleşmiş Milletler, 1994 yılı Aralık ayında aldığı kararla, 17 Haziran tarihini “Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü” olarak ilan etmiştir. TEMA Vakfı, 1995 yılında ülkemizde yapılan ilk etkinliğin ev sahipliğini üstlenmiş ve her yıl geleneksel olarak çölleşme sorununa dikkat çekmek, bu yönde ülkemizde gerçekleştirilen başarılı çalışmaları ve başaranları halkımıza tanıtmak, sorunlu bölgeler için halkın ve iktidarların desteğini almak üzere gerek çeşitli konferans ve paneller gerekse Konya Karapınar, Ankara Nallıhan, Burdur Akyaka ve Iğdır Aralık örneklerinde olduğu gibi bu soruna maruz kalan bölgelerde etkinlikler düzenlemiştir.
Birleşmiş Milletler 2008 yılı 17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü’nün ana temasını “Sürdürülebilir Tarım için Arazi Bozunumuyla Mücadele” olarak belirlenmiştir. Arazi bozunumu giderek artan iklim değişikliği çekincelerinin de etkisiyle bir ülkenin tek başına çabalamasıyla çözülebilecek bir sorun değildir. Arazi bozunumu tarımsal ekonomik kayıpları şiddetlendirmekte, yerel ve bölgesel gıda pazarlarını altüst etmekte ve sosyal ve siyasi istikrarsızlığa neden olmaktadır.
Türkiye, 500 milyonu tarım alanlarından olmak üzere her yıl 1 milyar 400 milyon ton toprağını erozyonla kaybetmektedir. Ancak bu ciddi tehdide rağmen Türkiye halen arazi planlamasını yapmış değildir. Bu nedenle tarım arazilerinin üzerine sanayi tesisleri kurulmakta, ormanlar yakılıp veya işgal edilip yapılaşmaya açılmakta veya tarlaya çevrilmekte, suyun olmadığı yerde çok su ihtiyacı duyulan ürünler yetiştirilmekte, sulak alanlar kurutularak tarlaya çevrilmektedir... TEMA Vakfı, 2008 yılı Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü’nde ülkeyi yönetenlere “Gelecek İçin Arazi Planlaması” yapılması çağrısında bulunmaktadır.

17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü Bilgi Notu
17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü 2008 yılı teması BM tarafından “Sürdürülebilir Tarım için Arazi Bozunumuyla Mücadele” olarak belirlenmiştir. Konu gerek gelişmiş gerek gelişmekte olan ülkelerde günümüz modern toplumları için ciddi bir sorundur. Arazi bozunumu giderek artan iklim değişikliği çekincelerinin de etkisiyle bir ülkenin tek başına çabalamasıyla çözülebilecek bir sorun değildir. Arazi bozunumu tarımsal ekonomik kayıpları şiddetlendirmekte, yerel ve bölgesel gıda pazarlarını altüst etmekte ve sosyal ve siyasi istikrarsızlığa neden olmaktadır.
Sürdürülebilir Tarım Nedir?
Sürdürülebilir tarım bir çiftliğin ekosistem hizmetlerine herhangi bir zarar vermeden gıda üretebilme kabiliyetini kapsamaktadır. Konu iki boyutludur. Birinci boyut biyofiziksel olup, ürün verimliliği için toprak özellikleri ve süreçleri üzerindeki farklı uygulamaların uzun vadeli etkilerini kapsamaktadır. Diğer boyutu ise sosyo-ekonomiktir, çiftçilerin uzun vadede girdi elde etme ve kaynakları yönetme kabiliyetini kapsamaktadır.
Yıllar içinde, yeni teknolojiler, mekanizasyon, artan kimyasal kullanımı, uzmanlaşma ve üretimi artırmaya yönelik hükümet politikaları nedeniyle tarım uygulamaları değişmiştir. Bu değişimlerin üst toprak kaybı, yer altı sularının kirlenmesi ve kırsal alanlarda ekonomik ve sosyal koşulların bozulması gibi ağır bedelleri olmuştur. Son 20 yılda, bu çevresel ve sosyal sorunlara yol açan tarımsal uygulamalar sorgulanır olmuştur. Bugün sürdürülebilir tarım hareketi 3 temel hedefi kapsamaktadır: çevre sağlığı, ekonomik karlılık, sosyal ve ekonomik adalet. Çiftçilerden tüketiciye farklı kesimlerden insanlar artık bu anlayışı benimsemekte ve desteklemektedir. Sürdürülebilir tarım birçok çevresel ve sosyal soruna çözüm sunmanın yanı sıra, aynı zamanda gıda üretim ve tüketim sisteminde yer alan çitfçiler, tüketiciler, politikacılar ve diğerleri için ekonomik ve yenilikçi fırsatlar sunmaktadır.
Sürdürülebilir Olmayan Tarımın Arazi Bozunumuna Etkileri
Sürdürülebilir olmayan tarımın toprağa doğrudan ve şiddetli etkileri vardır. Aşırı tarım toprağın doğal yenilenme kabiliyetinden daha fazla bir oranda topraktaki besin maddelerini ve organik maddeleri yok eder. Sonuçta toprak kendini yenileyemez ve giderek artan bir arazi bozunumu ve çölleşme gerçekleşir.
Arazi bozunumunun temel nedenleri çiftçilerin toprak verimini artırmaya yönelik aşağıda beliritilen faaliyetleridir: kuraklık riski yüksek alanlarda ekin, nadas sürelerinin azaltılması ve ekin dönemlerinin kısaltılması, yetersiz gübre kullanımı, yanlış ekin rotasyonu, monokültür, aşırı otlatma, hayvan yetiştiriciliği ve tarımı ayırarak toprağın doğal gübresinden mahrum edilmesi, ormansızlaşma, orman yangınları, dağlık bölgelerde dağa özgü doğal kontürlerden sürüm yerine dikey sürüm yapılması, terasların ve diğer su ve toprak koruma tekniklerinin kullanılmaması.
Arazi bozunumu ve çölleşmeyle mücadele için toprağı canlandırmak ve beslemek lazım. Nitrojen, fosfor, kalsiyum, magnezyum gibi maddeler toprakta ürün yetiştirmek için gerekliler. Toprak tüm besin maddelerini veya bir kısmını kaybettiği vakit (su veya rüzgar ile) bozulduğu ve üretiminin düştüğü söylenmektedir.
Arazi Bozunumuyla Mücadele
Toprağın verimini yeniden kazanmak veya korumak için sürdürülebilir tarım yegane yöntemdir. Bu noktada uygun gübre kullanımı ve uyumlu kompostun hazırlanması çok önemli. Kompost bitki artıklarından hazırlanır: hayvan gübresi, tarımsal atıklar(saman) ve biyolojik ev atıkları. Su sümbülleri, nehirlerde zarar verebilirken, toprağa kompost olarak besleyici madde sunar hale getirilebilir. Bir çukurda birçok hafta sonra, ısı ve nemle birlikte humus üretilir. Daha sonra ekinlerin arasına serpilerek tohumlar ekilmeden önce toprağı hazırlamakta kullanılabilir. Organik madde ile yeniden kazanılan toprak böylece daha üretken olacaktır. Toprağın yeniden yapılandırılması toprağın verimini korumak açısından oldukça etkin ve sürdürülebilir bir yoldur. Hayvanların varlığı da toprağı zenginleştirir. Hayvanlar, ekin artıklarını (darı, mısır) tüketerek toprağı nitrojen açısından zenginleştiren dışkılarıyla toprağın besleyici ögelerini geri kazandırırlar. Sürüler ayrıca et ve süt üretirler. Böylece çiftçiler ve hayvan yetiştiricileri birbirlerine yardımcı olurlar.
Son yıllarda birçok ülke sürdürülebilir tarım yolunda önemli adımlar atmıştır. Ekonomik boyutta, çabalar çiftliklerin üretkenliğini ve karlılığını ayarlamak, organik tarımı geliştirmek veya yeniden keşfetmek, başta çiftçiler ve aileleri olmak üzere tüm kırsal nüfusun daha güvenli ve iyi yaşam koşullarına ulaşmak konusundaki arayışları konularına odaklanmaktadır. Çevresel boyutta ise, çabalar biyoçeşitliliğin korunması, toprak, hava ve su kalitesinin korunması ve iyileştirilmesi de dahil doğal ve genetik kaynakların sürdürülebilir kullanımı, yönetimi ve korunmasına odaklanmıştır. Sosyal boyutta ise, kırsal alanlarada yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, daha iyi eğitim ve kırsal kalkınmaya geleneksel katkıların entegre edilmesi üzerine çalışmalar yapılmaktadır.
Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi 193 taraf ülkeye çölleşmeyle ve arazi bozunumuyla mücadele için yasal bir zemin ve savunuculuk çerçevesi sunmaktadır. Sözleşmenin uygulanmasında aralarında çiftçilerin ve kırsal nüfusun bulunduğu yerel paydaşların katılımı çok önemli fırsatlar sunmaktadır. Ayrıca, sözleşme kapsamında 2008-2018 yıllarını kapsayacak şekilde oluşturulan 10 yıllık stratejik planda da önemle belirtildiği gibi kapasite geliştirme, iyi uygulamaların ve örnek çalışmaların başlatılması, işbirliklerinin geliştirilmesi ve bilinçlendirme çalışmalarına odaklanılması gerekmektedir.
Çalışmaya göre, küresel gelir eşitsizliği ve zengin-yoksul ülkeler arasındaki ortalama gelir farklılıklarının temel belirleyicisi, nispi ekonomik büyüme farklılığı olarak ortaya çıkıyor.
Binlerce Yıllık Buzul Kütlesinin Erimesi Sonucu Ortaya Çıkan İnsan İskeleti.

TEMA Vakfı Girişimiyle “Uygarlığı Kurtarmak İçin Harekete Geçiyoruz”
Hava sıcaklıklarındaki artış, önlenemeyen kirlilik ve tarımsal sulama amaçlı kullanılması, Gediz Nehri'nin kurumaya yüz tutmasına neden olduğu kaydedildi. Gediz Nehri Anadolu'dan Ege Denizi'ne dökülen Büyük Menderes Nehri'nden sonra ikinci büyük akarsu.
A Milli Takımımız, çeyrek finale çıkarsa Hırvatistan ile karşılaşacak.