17 Haziran 2008 Salı

17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü



İklim değişiklikleri ve yanlış arazi kullanımı nedeniyle, arazilerin bozulumu her zamankinden daha hızlı gerçekleşmektedir. Dünya yüzeyinin üçte biri veya bir başka deyişle 4 milyar hektarı aşkın arazi çölleşme tehdidi altındadır.

Çölleşme küresel bir sorundur. Dünya yüzeyinde her yıl 6 milyon hektar alan çölleşmekte, yaklaşık 750-800 milyon kişi çöl ve çöl benzeri yerlerde açlık sınırında yaşamaktadır. Oysa BM Çevre Programı UNEP’e göre; küresel düzeyde, çölleşmeden doğrudan etkilenen bölgelerde yıllık gelir kaybı 42 milyar dolarken, çölleşme ile mücadelenin yıllık bedeli sadece 2,4 milyar dolardır.”

Birleşmiş Milletler, 1994 yılı Aralık ayında aldığı kararla, 17 Haziran tarihini “Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü” olarak ilan etmiştir. TEMA Vakfı, 1995 yılında ülkemizde yapılan ilk etkinliğin ev sahipliğini üstlenmiş ve her yıl geleneksel olarak çölleşme sorununa dikkat çekmek, bu yönde ülkemizde gerçekleştirilen başarılı çalışmaları ve başaranları halkımıza tanıtmak, sorunlu bölgeler için halkın ve iktidarların desteğini almak üzere gerek çeşitli konferans ve paneller gerekse Konya Karapınar, Ankara Nallıhan, Burdur Akyaka ve Iğdır Aralık örneklerinde olduğu gibi bu soruna maruz kalan bölgelerde etkinlikler düzenlemiştir.

Birleşmiş Milletler 2008 yılı 17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü’nün ana temasını “Sürdürülebilir Tarım için Arazi Bozunumuyla Mücadele” olarak belirlenmiştir. Arazi bozunumu giderek artan iklim değişikliği çekincelerinin de etkisiyle bir ülkenin tek başına çabalamasıyla çözülebilecek bir sorun değildir. Arazi bozunumu tarımsal ekonomik kayıpları şiddetlendirmekte, yerel ve bölgesel gıda pazarlarını altüst etmekte ve sosyal ve siyasi istikrarsızlığa neden olmaktadır.  

Türkiye, 500 milyonu tarım alanlarından olmak üzere her yıl 1 milyar 400 milyon ton toprağını erozyonla kaybetmektedir. Ancak bu ciddi tehdide rağmen Türkiye halen arazi planlamasını yapmış değildir. Bu nedenle tarım arazilerinin üzerine sanayi tesisleri kurulmakta, ormanlar yakılıp veya işgal edilip yapılaşmaya açılmakta veya tarlaya çevrilmekte, suyun olmadığı yerde çok su ihtiyacı duyulan ürünler yetiştirilmekte, sulak alanlar kurutularak tarlaya çevrilmektedir... TEMA Vakfı, 2008 yılı Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü’nde ülkeyi yönetenlere “Gelecek İçin Arazi Planlaması” yapılması çağrısında bulunmaktadır.



17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü Bilgi Notu

17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü 2008 yılı teması BM tarafından “Sürdürülebilir Tarım için Arazi Bozunumuyla Mücadele” olarak belirlenmiştir. Konu gerek gelişmiş gerek gelişmekte olan ülkelerde günümüz modern toplumları için ciddi bir sorundur. Arazi bozunumu giderek artan iklim değişikliği çekincelerinin de etkisiyle bir ülkenin tek başına çabalamasıyla çözülebilecek bir sorun değildir. Arazi bozunumu tarımsal ekonomik kayıpları şiddetlendirmekte, yerel ve bölgesel gıda pazarlarını altüst etmekte ve sosyal ve siyasi istikrarsızlığa neden olmaktadır.  

Sürdürülebilir Tarım Nedir?
Sürdürülebilir tarım bir çiftliğin ekosistem hizmetlerine herhangi bir zarar vermeden gıda üretebilme kabiliyetini kapsamaktadır. Konu iki boyutludur. Birinci boyut biyofiziksel olup, ürün verimliliği için toprak özellikleri ve süreçleri üzerindeki farklı uygulamaların uzun vadeli etkilerini kapsamaktadır. Diğer boyutu ise sosyo-ekonomiktir, çiftçilerin uzun vadede girdi elde etme ve kaynakları yönetme kabiliyetini kapsamaktadır. 

Yıllar içinde, yeni teknolojiler, mekanizasyon, artan kimyasal kullanımı, uzmanlaşma ve üretimi artırmaya yönelik hükümet politikaları nedeniyle tarım uygulamaları değişmiştir. Bu değişimlerin üst toprak kaybı, yer altı sularının kirlenmesi ve kırsal alanlarda ekonomik ve sosyal koşulların bozulması gibi ağır bedelleri olmuştur. Son 20 yılda, bu çevresel ve sosyal sorunlara yol açan tarımsal uygulamalar sorgulanır olmuştur. Bugün sürdürülebilir tarım hareketi 3 temel hedefi kapsamaktadır: çevre sağlığı, ekonomik karlılık, sosyal ve ekonomik adalet. Çiftçilerden tüketiciye farklı kesimlerden insanlar artık bu anlayışı benimsemekte ve desteklemektedir. Sürdürülebilir tarım birçok çevresel ve sosyal soruna çözüm sunmanın yanı sıra, aynı zamanda gıda üretim ve tüketim sisteminde yer alan çitfçiler, tüketiciler, politikacılar ve diğerleri için ekonomik ve yenilikçi fırsatlar sunmaktadır.  

Sürdürülebilir Olmayan Tarımın Arazi Bozunumuna Etkileri
Sürdürülebilir olmayan tarımın toprağa doğrudan ve şiddetli etkileri vardır. Aşırı tarım toprağın doğal yenilenme kabiliyetinden daha fazla bir oranda topraktaki besin maddelerini ve organik maddeleri yok eder. Sonuçta toprak kendini yenileyemez ve giderek artan bir arazi bozunumu ve çölleşme gerçekleşir. 

Arazi bozunumunun temel nedenleri çiftçilerin toprak verimini artırmaya yönelik aşağıda beliritilen faaliyetleridir: kuraklık riski yüksek alanlarda ekin, nadas sürelerinin azaltılması ve ekin dönemlerinin kısaltılması, yetersiz gübre kullanımı, yanlış ekin rotasyonu, monokültür, aşırı otlatma, hayvan yetiştiriciliği ve tarımı ayırarak toprağın doğal gübresinden mahrum edilmesi, ormansızlaşma, orman yangınları, dağlık bölgelerde dağa özgü doğal kontürlerden sürüm yerine dikey sürüm yapılması, terasların ve diğer su ve toprak koruma tekniklerinin kullanılmaması. 

Arazi bozunumu ve çölleşmeyle mücadele için toprağı canlandırmak ve beslemek lazım. Nitrojen, fosfor, kalsiyum, magnezyum gibi maddeler toprakta ürün yetiştirmek için gerekliler. Toprak tüm besin maddelerini veya bir kısmını kaybettiği vakit (su veya rüzgar ile) bozulduğu ve üretiminin düştüğü söylenmektedir.

Arazi Bozunumuyla Mücadele
Toprağın verimini yeniden kazanmak veya korumak için sürdürülebilir tarım yegane yöntemdir. Bu noktada uygun gübre kullanımı ve uyumlu kompostun hazırlanması çok önemli. Kompost bitki artıklarından hazırlanır: hayvan gübresi, tarımsal atıklar(saman) ve biyolojik ev atıkları. Su sümbülleri, nehirlerde zarar verebilirken, toprağa kompost olarak besleyici madde sunar hale getirilebilir. Bir çukurda birçok hafta sonra, ısı ve nemle birlikte humus üretilir. Daha sonra ekinlerin arasına serpilerek tohumlar ekilmeden önce toprağı hazırlamakta kullanılabilir. Organik madde ile yeniden kazanılan toprak böylece daha üretken olacaktır. Toprağın yeniden yapılandırılması toprağın verimini korumak açısından oldukça etkin ve sürdürülebilir bir yoldur. Hayvanların varlığı da toprağı zenginleştirir. Hayvanlar, ekin artıklarını (darı, mısır) tüketerek toprağı nitrojen açısından zenginleştiren dışkılarıyla toprağın besleyici ögelerini geri kazandırırlar. Sürüler ayrıca et ve süt üretirler. Böylece çiftçiler ve hayvan yetiştiricileri birbirlerine yardımcı olurlar. 

Son yıllarda birçok ülke sürdürülebilir tarım yolunda önemli adımlar atmıştır. Ekonomik boyutta, çabalar çiftliklerin üretkenliğini ve karlılığını ayarlamak, organik tarımı geliştirmek veya yeniden keşfetmek, başta çiftçiler ve aileleri olmak üzere tüm kırsal nüfusun daha güvenli ve iyi yaşam koşullarına ulaşmak konusundaki arayışları konularına odaklanmaktadır. Çevresel boyutta ise, çabalar biyoçeşitliliğin korunması, toprak, hava ve su kalitesinin korunması ve iyileştirilmesi de dahil doğal ve genetik kaynakların sürdürülebilir kullanımı, yönetimi ve korunmasına odaklanmıştır. Sosyal boyutta ise, kırsal alanlarada yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, daha iyi eğitim ve kırsal kalkınmaya geleneksel katkıların entegre edilmesi üzerine çalışmalar yapılmaktadır.

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi 193 taraf ülkeye çölleşmeyle ve arazi bozunumuyla mücadele için yasal bir zemin ve savunuculuk çerçevesi sunmaktadır. Sözleşmenin uygulanmasında aralarında çiftçilerin ve kırsal nüfusun bulunduğu yerel paydaşların katılımı çok önemli fırsatlar sunmaktadır. Ayrıca, sözleşme kapsamında 2008-2018 yıllarını kapsayacak şekilde oluşturulan 10 yıllık stratejik planda da önemle belirtildiği gibi kapasite geliştirme, iyi uygulamaların ve örnek çalışmaların başlatılması, işbirliklerinin geliştirilmesi ve bilinçlendirme çalışmalarına odaklanılması gerekmektedir.  

Son zamanlarda hep karşımıza çıkan Sera Etkisi acaba nedir!

Güneş ışınları yeryüzüne düştüğü gibi, yeryüzü aynı miktarda enerjiyi uzaya geri yansıtmaktadır. Kızılötesi ışınlar atmosfer içinden geçer. Atmosferde yeralan ve çeşitli molekül kümelerinden oluşan koruyucu katman karbondioksit gazını da içermektedir. Bu katman uzaya doğru yansıyan radyasyonu bir süre tutarak, yeryüzünün ısınmasına neden olur. Bir diğer deyişle atmosferdeki karbondioksit tabakası ısının yükselmesini engelleyen bir perde oluştururur. Tıpkı seralarda ki güneşin emilimi gibi atmosfer, güneş radyosyonunun içeri girmesine izin verip büyük miktarının dışarı çıkmasına engel olmaktadır. 
Günümüzdeki tehlike, karbondioksit ve diger sera gazlarinin miktarindaki artisin bu dogal sera etkisini siddetlendirmesinde yatmaktadir.Binlerce yildir dünyamizdaki karbon kaynaklari kararli kalirken, şimdi modern insanoglu aktiviteleri-fosil yakitlarin kullanımı, ormanlarin yokoluşu, aşırı tarım yapılması, atmosfere büyük miktarlarda karbondioksit ve diger sera gazlarının atmosfere salınmasına sebep olmaktadır.

16 Haziran 2008 Pazartesi

Küresel Yoksullaşma

Dünya nüfusunun yarısının, bir başka deyişle yaklaşık  3 milyar kişinin "günde 2 dolardan daha az",nüfusun beşte 1'ini oluşturan yaklaşık 1.2 milyar kişinin ise "1 dolardan daha az" gelirle yaşadığıbildirildi. Buna karşılık  dünya nüfusunun yüzde 10'u ise mal ve hizmetlerin yüzde 70'ini üretip, dünya  toplam gelirinin yüzde 70'ini alıyor.

Dış Ticaret Müsteşarlığının, Dünya Bankası verileri ve Dünya Kalkınma Raporu'na dayanarak"Küreselleşme, Büyüme ve Gelir Dağılımı" konulu çalışmaya göre, günde 2 dolardan dahaaz gelirle yaşayan, dünya nüfusunun yüzde 50'sini oluşturan yaklaşık 3 milyar insanın dünyaüretimindeki payı, yüzde 6 dolayında gerçekleşiyor.

Dünya Bankası verilerine göre, Doğu Asya ve Pasifik ülkelerinde yaşayan 267.1 milyon ki i, Doğu
Asya ve Pasifik (Çin hariç) ülkelerinde yaşayan 53.7 milyon kişi, Doğu Avrupa ve Orta Asya
ülkelerinde yaşayan 17.6 milyon kişi, Latin Amerika ve Karayiplerde yaşayan 60.7 milyon kişi, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da yaşayan 6 milyon kişi, Güney Asya'da yaşayan 521.8 milyon kişi, Sub-Saharan Afrika'da yaşayan 301.6 milyon kişi olmak üzere toplam 1.2 milyar kişi, günde 1 dolardan daha az gelirle yaşamını  sürdürüyor Son günlerde dünaynın gözlerinin çevrildiği Afganistan'da günlük 44 cent, Etiyopya ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde ise 27 cent gelir elde ediliyor.

Çalışmaya göre, küresel gelir eşitsizliği ve zengin-yoksul ülkeler arasındaki ortalama gelir farklılıklarının temel belirleyicisi, nispi ekonomik büyüme farklılığı olarak ortaya çıkıyor.

Ortalama büyüme oranlarına bakıldığında , zengin ülkeler 1960'larda yüzde 4.7, 1970'lerde yüzde 3.1,1980'lerde yüzde 2.3, 1990'larda yüzde 2.2 nda büyürken, küreselleşme sürecine dahil olan gelişmekte olan ülkeler 1960'larda yüzde 1.4, 1970'lerde yüzde 2.9, 1980'lerde yüzde 3.5,
1990'larda yüzde 5 büyüdü.

Küreselleşme sürecine katılımcı olmayan gelişmekte olan ülkeler ise 1960'larda yüzde 2,4 1970'lerde yüzde 3.3, 1980'lerde yüzde 0.8, 1990'larda ise yüzde 1.4 nda büyüdü.

(Kaynak: Anadolu Ajansı ve ntvmsnbc.com)

Su Kaynakları


İnsanların su gereksinimi ile mevcut su kaynakları arasındaki uçurum dünyanın pek çok yerinde gittikçe büyümektedir. Yer altı su düzeylerinin inanılmayacak derecede hızlı düşüşü, suların akıl almaz derecede kirletilmesi, bir çok akarsuyun denize ulaşmadan kaybolup gitmesi, sanayide ve tarımda su kullanımının son derece artması, bu uçurumun başlıca nedenleridir. Bütün bunların sonucunda su kaynakları için rekabet, uluslar arası düzeyde güncel hale gelmiştir. Bu nedenle bir zamanların BM Genel Sekreteri Boutros GALİ, “ Geleceğin savaşları politik nedenlerden değil, su için çıkacaktır” demişti.

Su, yalnız son zamanlarda değil, çok eski tarihlerden beri en değerli doğal kaynaklardan biri olarak kabul edilmektedir. Örnekler: 
M.Ö. IV. yüzyılda, yani bundan yaklaşık 2.400 yıl önce Empodekles, “ Dünya su ve topraktan meydana gelmiştir” diyordu.
Daha sonraları, bu tanımlamanın sınırları genişletilerek “Dört Eleman Kuramı” ortaya atılmıştır. Bu kurama göre, “ Bütün cisimler su, toprak, hava ve ateşten oluşmaktadır” şeklinde bir tanımlama yapılmıştır.
Modern bilimde ise: “Yaşam suda başlamıştır”, “Susuz yaşam olmaz” şeklinde tanımlamalar yapılmaktadır.

Bütün bu ifadeler, dünyanın yapısı ve canlıların yaşamı için suyun ne kadar değerli bir kaynak olduğunu göstermektedir. (Prof. Dr. Necmettin ÇEPEL)

1 Lt Su = 4 Lt Benzin
Dünyada suyun benzinden bile pahalı olduğu kentin hangisi olduğunu biliyor musunuz? Birleşik Arap Emirlikleri'nin en güzel kıyı kenti olarak anılan Dubai'de pahalı olan tek bir şey var: "Su". İsrail, teknolojisiyle kullanma suyunu deniz suyundan elde etmeyi başaran Dubaililerin çeşmelerinden akan bu su rahatlıkla içilebiliyor. Ancak teknolojinin gelişmesi sayesinde çölü vaha haline dönüştürmeyi başaran bu kentin insanları bir litre su içebilmek için tam dört litre benzin parası ödemek zorunda kalıyorlar.

Ayrıntılı bilgi almak isteyen arkadaşlar (http://www.tema.org.tr/CevreKutuphanesi/SuKaynaklari/SuKaynaklari.html )  adresini ziyaret edebilir!

15 Haziran 2008 Pazar

Küresel Isınma

“Küresel ısınma” denince, bütün dünyada sıcaklığın sistematik bir şekilde artması süreci anlaşılmaktadır. Bu yolla bir iklim değişikliği meydana gelmektedir. Çünkü sıcaklık artınca buharlaşma artar, yağışlar ve hava hareketleri değişir. Küresel iklim değişikliğini; belirli olmayan zamanlarda meydana gelen hava halleri değişikliği ile karıştırmamak gerekir. Örneğin belirsiz zamanlarda veya herhangi bir mevsimde meydana gelen kuraklık (örneğin bizde kış kuraklığı) veya yaz kuraklığı olan bölgelerde yağışlı yazlar olayı “hava değişikliği” olarak nitelenir yani iklim değişikliği değildir. O nedenle son 10-15 yıl içinde, sıcaklığın bütün dünyada sistematik olarak artışı, 1983 yılından itibaren ölçmelerle belirlenmiştir. Son yüzyılın en sıcak ve en kurak yazları son 8 – 10 yıl içinde yaşanmıştır. Sıcaklık ölçümleri ile elde edilen bu sonuçları, bazı buzul erime olayları da desteklemektedir. Örneğin, güney kutbundan şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte buzul parçalarının koparak ayrılması, İzlanda Buzul’larının son 30 yılda şimdiye kadar görülmeyen bir hızla erimeleri, Himalaya ve Alpler’de cereyan eden buzul erimesi süreçleri gibi dünya üzerinde yaygın olarak görülen süreçler “Küresel Isınma” gerçeğinin yadsınamaz kanıtlarıdır.

Binlerce Yıllık Buzul Kütlesinin Erimesi Sonucu Ortaya Çıkan İnsan İskeleti.

Ayrıntılı bilgi almak isteyen arkadaşlar (http://www.tema.org.tr/CevreKutuphanesi/KureselIsinma/KureselIsinma.htm)  adresini ziyaret edebilir!

13 Haziran 2008 Cuma

Ağaçlandırma Projeleri




Proje Adı: 1 Milyon Fidan Kampanyası

Amaç : Hergün 400.000 kamyon toprağını erozyonla yitiren ülkemizin, artık bir karış toprak daha kaybetmemesi, kısa birzamanda daha fazla alanda ağaçlandırma yapılması ve çıplak alanlarımızın bir an önce ormana dönüştürmesi maksadıyla “Toprakla Dayanışma İçin 1 Milyon Fidan Kampanyası” düzenlenmiştir.

Kampanya Destekçileri : Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullar, Silahlı Kuvvetler, TOBB, Balıkesir Valiliği, Deniz Ticaret Odası, Akmerkez, Tekfen, Ford Otosan, Koray Yapı ve Tüm Halkımız.

Başlangıç Yılı : 2004
Bitiş Yılı : 2005

Alanı : 726 Hektar

Yapılanlar : Çevre ve Orman Bakanlığı-Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü (AGM)’nün değerli katkılarıyla, Adıyaman, Kayseri, Ardahan ve Çanakkale illerinde 1.083.000 adet fidan dikilmiştir. Kampanyanın başında hedeflenen 1.000.000 adet fidan dikimi rakamı halkımızın yoğun ilgisi sonucunda aşılmıştır.


Ağaçlandırma Proje Bölgesi Fotoğraf Galerisi:    
http://www.tema.org.tr/Calismalarimiz/AgaclandirmaProjeleri/1MilyonFidan/galeri.htm

20 Haziran Cuma 21.00’de Tüm Türkiye 10 Dakika Işıklarını Kapatacak!

TEMA Vakfı Girişimiyle “Uygarlığı Kurtarmak İçin Harekete Geçiyoruz”

İklim değişikliği, nüfus artışı ve çevresel etkenlerin ekosisteme verdiği zararları araştıran dünyaca ünlü çevre analisti Lester R. Brown, Haziran ayında TEMA Vakfı tarafından düzenlenecek olan “Uygarlığı Kurtarmak İçin Harekete Geçmek” konulu konferansta temel düşüncelerini Hükümet ve Türk kamuoyu ile paylaşmak üzere Türkiye’ye geliyor.



Çevresel gelişmelerin dünya ekonomisine etkilerini inceleyen Lester R. Brown, yeni çözüm önerilerini topladığı “Plan B 3.0: “Uygarlığı Kurtarmak İçin Harekete Geçmek” kitabında yer alan fikirlerini Türk Kamuoyu ile paylaşmak için 20 Haziran 2008, Cuma günü saat 17.00’de Santral İstanbul’da bir konferans verecek.

Uygarlık İçin B Planı Zamanı…
İşleri her zamanki gibi sürdürmek, dolayısıyla ekonominin ekolojik desteklerini yıkmak ve tehlikeli bir iklim değişikliğinin zeminini hazırlamak, artık geçerli bir seçenek değil. Plan B’nin zamanı geldi.

Uygarlığı kurtarmak için savaş zamanındaki kadar hızlı ve büyük bir seferberlik içinde olmamız gerektiğini savunan Lester R. Brown’un vereceği konferansın ana başlıkları; iklim, nüfusa istikrar kazandırmak, yoksulluğu ortadan kaldırmak ve yerkürenin ekosistemlerini iyileştirmek olacak. İklimi istikrara kavuşturma girişiminin merkezinde, küresel ısı artışını en düşük seviyede tutabilmek için Brown, 2020’ye kadar karbondioksit emisyonlarını yüzde 80 azaltmaya yönelik ayrıntılı bir plan sunacak. Aynı zamanda Dünya petrol üretiminde yaklaşan azalma, küresel ısınmanın yarattığı yeni baskılar, artan gıda fiyatları gibi yeni eğilimler için de çözüm önerilerini paylaşacak.

TEMA Vakfı Tüm Türkiye’yi Işıklarını 10 dakika Kapatmaya Davet Ediyor…
TEMA Vakfı “Ülkemizin, 1996-2004 yılları arasında küresel ısınmaya neden olan sera gazları salınımı artış oranı ile Dünya’da birinci sırada yer aldığını düşünürsek bu çözüm önerilerini çok ciddi bir şekilde hayata geçirmemiz gerekiyor” mesajı ile Türkiye’nin çevre sorunlarının çözümüne yönelik toplumsal duyarlılığı arttırmayı hedeflediklerini söyleyen TEMA Vakfı, özellikle politikacılar, iş adamları, medya mensupları, akademik kariyer sahibi insanlarla Lester R. Brown’u bir araya getirerek çözüm önerilerini paylaşacaklarını bildirdi.

Uygarlığı Kurtarmak İçin Harekete Geçiyoruz…
Lester R. Brown’un vereceği konferansın ardından, 21.00’de Miniatürk’teki Boğaziçi köprüsünde ışıkları kapatma eylemi yapılırken Boğaziçi Köprüsü’nün de ışıkları kapatılacak. Aynı zamanda Miniatürk’teki 5 ilin önemli eserlerinin de ışıkları kapatılacağı eylemde o illere canlı yayın ile bağlanılacak. Işıkları kapatma eylemini Lester R. Brown ile birlikte ENVER Projesiyle bu organizasyona destek veren Enerji Bakanı Dr. Hilmi Güler ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş başlatacak.

TEMA “Tüm Türk halkını 20 Haziran akşamı saat 21.00’de ışıkları 10 dakika kapatmaya davet ederek, bu eylem ile tüm dünyaya bu konuda duyarlılığımızı göstereceğini bildirdi.